Şuanki Zaman: 09-09-2010, 11:14 PM Hoşgeldin Misafir ! (Giriş — Üye Olun)


DvdRip Film indir, Tek Link Film indir, Türkçe Dublaj Film indir, Film indir, Divx Film indir, HD Film indir, Full Film indir > ÖSS VE DERSLER > Dersler
ödéw yaRdım :)

Sayfa (2): 1 2 Sonraki »
Cevapla  Konu Gönder 
 
Derecelendir
  • 0 Oylar - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Konu Görünümü | Doğrusal Görünüm
ödéw yaRdım :)
25-02-2009, 05:33 PM (Bu Mesaj 25-02-2009 05:36 PM Değiştirilmiştir. Değiştiren: |-myLowe-|.)
Mesaj: #1
|-myLowe-| Çevrimdışı
〤 〪〭〫〬〣!m!tha$shyho0N !!ヅ 〣〪〭〫〬 〤
yasaklı üye
Mesajlar: 305
Katılma Tarihi: Jul 2008
ödéw yaRdım :)

film indir

ßana yıLLık ödéwimi ßuLmamda yaRdımcı oLmanızı istioRm kıRmazSınız ins. ßéni xD ..

yıLLık ödéwin konusu : ewRenDéki öLçü ve ahenkLé iLqiLi ayetLerin aRastırıLması

qérékLi ßiLqiyi ßuLan özéL msJLa Linki aTaßiLir .. Wink yada ßurada payLasSın . şimdiDén téséKKür edioRmm ..

[Resim: y1phjveyex0qqicbkkzhwncks9.jpg]

anTißiotiqq- aDmiN!! xD

Web Sayfasını Ziyaret Edin Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
25-02-2009, 05:36 PM
Mesaj: #2
cagatay53 Dışarıda
--- administratorr ! king of symbian ---
********
Admin
Mesajlar: 271
Katılma Tarihi: Mar 2009
Rep Puanı: 35
RE: ödéw yaRdım :)

film indir

walla benim alanim telefon ustune .. . sana yardimim ancak kuran meal programini atmakla olur Big Grin

[Resim: cagatay53wwwiriturlicom.jpg]
--- efsane geri döndü ---

Web Sayfasını Ziyaret Edin Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
25-02-2009, 05:47 PM
Mesaj: #3
xxeskiyaxx Çevrimiçi
·!¦[·ฬє๒๓ครtєг·]¦!·
**********
Forum Ağası
Mesajlar: 2,447
Katılma Tarihi: Apr 2008
Rep Puanı: 47
RE: ödéw yaRdım :)

film indir

bu yardımcı olur umarım

Evrendeki ölçü ve ahenk
1. Evrendeki ölçü ve ahenk

Evrende her şey bir ölçüye göredir. Her şeyin bir ölçüsü vardır ve bütün varlıklar arasında bir uyum ve ahenk görülür. Kuran-ı Kerim’e göre Allah, insanı yeryüzünde kendisinin halifesi olarak en güzel ve en akıllı şekilde yaratmıştır. İnsanın fiziki ve akli bakımdan en üstün varlık olarak yaratılması, yeryüzünde karşılaşacağı itikadi, ahlaki ve fiziki her şeyi kavrayabilecek kapasitede, en güzel şekilde yaratılmış olması da dünya güzelliklerinden zevk alabilmesi içindir.

Gerçekten de dünya nimetleri yalnız iyi değil, aynı zamanda güzeldir. Mesela güneş, dünyamızı aydınlattığı, ısıttığı, ham meyveleri olgunlaştırdığı için yalnızca iyi olmayıp, bilhassa doğuşu ve batışındaki haşmeti ile de çok güzeldir ve insanda hayranlık hissi uyandırır. Aynı şekilde ağaçlar, insanın ihtiyaç duyduğu odunu, keresteyi verdiği için iyi, insan ruhunda bıraktığı hoş etkiyle de güzeldir.

Nitekim bir çok ayette bu konu çeşitli şekillerde dile getirilmiştir.

“Ondan yeşillikler çıkardık. Ondan yığın yığın taneler, hurmaların tomurcuklarından sarkan salkımlar, birbirine hem benzeyen hem de benzemeyen üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler yapıp çıkarıyoruz. Meyvesine, bir meyve verdikleri zaman bir de olgunlaştıkları zaman bakın.” ( En’am, 99 )

“ Hayvanları da o yaratmıştır. Onlarda sizi ısıtacak şeyler ve bir çok faydalar vardır. Onların etlerinden yersiniz; akşamleyin getirip sabahleyin salarken onlarda sizin için bir zevk (güzellik) vardır.” ( Nahl, 5-6 )

“ Bakmazlar mı yağmur yüklü bulutlara, ve görmezler mi nasıl yaratılmış onlar? Ve bakmazlar mı göğe, nasıl yükseltilmiş? Ve dağlara nasıl sağlamca dikilmiş? Ve toprağa nasıl yayılmış? ” ( Ğaşiye, 17-20 )

Bu ayetlerden de anlaşılacağı üzere, dünya ve nimetleri yalnızca iyi ve faydalı değil, aynı zamanda güzeldir. Evrendeki her şey şaşmaz bir düzene ve mükemmel bir uyumla ahenge sahiptir.

Gökyüzünün güzelliği, rengi bütün insanların dikkatini çeken hayranlık uyandıran bir durumdur. Gökyüzünün süslendirildiğini belirten bir çok ayet vardır. Bir ayette,
“ Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik” ( Saffat, 6 ) denilir. Başka bir ayette ise vurgulu bir biçimde “ Andolsun, biz gökte bir takım burçlar yarattık ve seyredenler için onu süsledik.” ( Hicr, 16 ) denilerek göklerdeki ilahi süslemenin incelenmesine ve ancak inceleyip düşünenlerin bunu idrak edebileceklerine işaret edilmektedir. Diğer bir ayette ise, göğün süslendirilmiş olmasına bakılması emredilmekte, orada bir eksiklik ve düzensizliğin bulunamayacağını, çünkü Allah tarafından korunduğu belirtilmektedir.
Bütün bu ayetlerden anlaşılacağı üzere Allah, bütün evreni ve varlıkları, sarsılmaz bir düzen içerisinde, muhteşem bir uyumla ve göz kamaştırıcı bir güzellikte yaratmıştır.

2. İnsan ve Estetik

İnsanı en iyi tanımanın en iyi metotlarından birisi, ona iyi bir gözlemci sıfatıyla bakmak, hareketlerini kontrol etmektir. Ona böyle bir gözle baktığımızda insanın biri maddi, diğeri ruhi olmak üzere iki dünyasının bulunduğunu ve bütün faaliyetlerinin bu iki yönde cereyan ettiğini müşahede ederiz. İşte estetik de insanın bu ikinci yönünü teşkil eden unsurlardan birisidir.

İnsanı tam olarak tanımak için tutulması gereken yollardan biri, davranışlarını henüz dini ve sosyal baskılardan azade, en samimi bir şekilde dile getiren 3-5 yaşındaki çocukların davranışlarını gözlemek olmalıdır. Çünkü bu yaştaki çocuklar, doğuştan sahip oldukları içgüdülerini ve kabiliyetlerini, içlerinden geldiği gibi hareket ederek, en saf şekilde sergilerler. Bu davranışlar, onlar için hem bir oyun, hem de yetişkinlik çağlarındaki faaliyetleri için bir alıştırma ve hazırlıktır. Bir kimse dini ve sosyal baskıların henüz teşekkül etmediği o çağlarda mutlaka şarkı söylemiş, resim yapmış, bir müzik eşliğinde dans etmiş, çamurdan bir hayvan figürü yapmış, ev bina etmiştir. İşte insanın bu gibi faaliyetleri, onda güzellik ve sanat duygusunun varolduğunun güzel bir işaretidir.

Bir kimsenin elbiselik bir kumaştan veya kravat alırken bile mağaza mağaza dolaşması, insanda doğuştan varolan bu güzellik duygusunun eseridir. Eğer insanda böyle bir güzellik duygusu bulunmasaydı, elbiselerin sadece sağlamlığına, soğuk veya sıcağa karşı dayanıklılığına bakılacak, yemeklerin göze değil sadece damağa hitap etmesi yetecek, binaların sağlam ve kullanışlı olması kafi gelecek, arabalar, elbiseler çeşit çeşit modellerde yapılmayacaktı. İşte bu gibi örnekler insanda güzellik ve estetik duygusunun varolduğunun başka bir işaretidir.

Allah insanı en güzel ve en akıllı bir şekilde yaratmıştır.

“ Size suret verip, suretinizi en güzel şekilde yaratmıştır, dönüş onadır.” ( Tebağun,3 )

İnsanın en güzel biçimde yaratılması, aynı zamanda onun güzellikleri kavrama, bunlardan zevk alma ve estetik değerler yapma kabiliyetine haiz olduğunun da bir ifadesidir.

İnsanın güzel ve güzelliğe karşı meyilli olması, güzel eserler ortaya koyabilmesine yol açar. İnsanın “ ahsen-i takvim” olmasının ( en güzel şekilde yaratılmasının ) sırrı, Allah tarafından en güzel surette yaratılmasındandır. Hz. Davud’un sesini en güzel kılan , Hz. Yusuf’u ve Hz. Muhammed’i insanların en güzeli yapan iksir işte budur. Buna mukabil, böyle bir yaratılma imtiyazından mahrum bulunan “ eşek en çirkin sese sahiptir. ” ( Lukman, 19)

İnsan sanatla daima birlikte olmuştur. Nasıl ayrı olsun ki? Benim sanatla hiçbir ilgim yok diyenlerin de sanatla ilgileri mutlaka vardır. Onlar saçlarını tararken, kravatlarını düzeltirken, evlerini düzenlerken sanat yaparlar da farkında olmazlar. Hayat sanatsız düşünülemez, sanat hayatımıza anlam ve zevk katar. Bizleri tarihimizle haberleştirir, günümüzden geleceğe selamımızı iletir. O evrensel bir dildir. Değişik ülkelerin insanları sanat yoluyla iletişim kurarlar.

İnsan, yalnızca düşünen, üreten, inanan bir varlık değil, aynı zamanda sanat eseri meydana getiren bir varlıktır. Tarihe baktığımız zaman, en ilkelinden en gelişmişine kadar yeryüzündeki bütün insan topluluklarının sanatla meşgul oldukları, sanat eseri meydana getirdikleri görülecektir. Hatta sanat eseri meydan getirmemiş bir din ve topluluk yoktur. Arkeolojik ve antropolojik araştırmalar, bu durumun tarihin her hangi bir zaman diliminde değil fakat dünya kurulduktan beri böyle olduğunu ortaya koyar. O halde sanat ve estetik ferdi planda doğuştan, tarihi ve sosyolojik anlamda evrensel bir hadisedir. Hatta onun evrensel bir hadise olması da her insanda var olmasının bir neticesi ve tezahürüdür. Diğer taraftan bir kültürün ürünü olarak ortaya çıkan bir sanat eserinin, mesela bir çininin veya minyatürün, çok değişik başka kültürlerin insanları tarafından rahatlıkla beğenilip satın alınabilmesi, bir hristiyanın, Sultanahmet Camii karşısında hayranlığını gizleyememesi gerçeği de bu estetik duygusunun evrenselliğinin başka bir delilidir.

Bu tespitlerimizden anlaşılacağı üzere insan ve estetik ayrılmaz bir üründür. insan, hayatının her safhasında bir estetik arayışı içerisindedir. Her şeyin güzelini seçmeye ve yapmaya çalışır. Bu estetik duygusu onu her zaman güzele yönlendirir.


3. Kur’an ve Güzellik

“ O Allah ki, yarattığı her şeyi güzel yapmıştır…” ( Secde, 7 )
bu ayetten de anlaşılacağı üzere Allah her şeyi güzel yaratmıştır. İnsanın en güzel biçimde yaratılması, aynı zamanda onu güzellikleri kavrama, bunlardan zevk alma ve estetik değeri olan eserler yapma kabiliyetine sahip olduğunun da bir ifadesidir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’deki bazı ayetler de üstün belagati ve tasvirlerindeki güzelliğiyle doğrudan doğruya insanın estetik yönüne hitap etmektedir.

Kur’an-ı Kerim’deki bir çok ayet, bu “ayetler” ( işaretler ) karşısında insanların düşünüp ibret almasını ve bu güzelliklerden istifade etmesini istemektedir. Bunlardan bir tanesi de Araf / 31-32 ayetleri olup şöyledir:
“(Ey ademoğulları), mescitte süslü elbiselerinizi giyiniz, yeyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah müsrifleri sevmez. De ki, Allah’ın, kulları için çıkardığı zineti, temiz ve hoş rızıkları kim haram etmiş?”

Görüldüğü gibi, bu ayetlerden birincisinde mescide giderken zinetlerin takılması (yani tefsircilere göre güzel koku sürülmesi, temiz ve güzel elbiseler giyilmesi) istenilmiş, ardından gayet cömert bir ifadeyle de “yeyiniz, içiniz” diye insanlara dünya nimetlerinden istifade edilmesi söylenmiştir. İkinci ayette ise güzel zinetleri hoş ve temiz rızıkları Allah yasaklamadığı halde yasaklayanlar va yasaklayacak olanlar azarlanmıştır. Zaten başka bir ayette (Kasas,77) de :

“Ve dünyadan da nasibini de unutma” denilmek suretiyle yukarıdaki ayet teyit edilmektedir.”

Diğer taraftan, Cenab-ı Hakk’ın yarattığı en güzel şey ise bu dünyadaki salih amel işleyenlere vaad edilmiş olan cennettir. Eğer insanın bu güzellik ve güzelliği kavrama yönü bulunmasaydı, cennetin “altlarından ırmaklar akan köşkleri” nden veya oradaki hurilerin, insanın hayal gücünün dahi erişemediği güzelliklerinden bahsedilmeyecektir.

Aslında, Allah’ın her şeyi “ güzel ” yaratması gayet tabidir. Çünkü, yaratıcının kendisi “ Cemal ” (Güzel ) sıfatını taşımaktadır. Ayette:
“ Yaratanların en güzeli Allah’tır.” ( Mü’minun, 14 ) buyurulmaktadır.

Allah en güzel surette yaratmış olduğu surette yaratmış olduğu insana kendi ruhundan üflemiştir.

Kur’an-ı Kerim’de yaratıcının varlıkları sanatkarane yarattığını ve süsleyip güzelleştirdiğini belirten ayetler vardır. Genel olarak bütün mahlukatın, güzel yaratıldığını belirten ayetlerden biri:

“ O ( Allah ) ki, yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır. ”

Bu ayette Allah’ın, yarattığı her şeyi güzel yarattığı, yaratılışta çirkinliğin söz konusu olmadığını belirtmiştir. her şeyde, hatta en çirkin görünen şeylerde hakiki bir güzellik yönü vardır.

Bütün bu ayet ve hadislerden anlaşıldığına göre, İslam dini, insanın estetik bir dünyasının da bulunduğunu kabul etmektedir. Öyle anlaşılıyor ki, insanın bu yönü onun en az dini, ahlaki ve beşeri yönü kadar önemlidir. İslam, insanın diğer yönlerinin olduğu kadar bu yönünün de geliştirilip olgunlaşmasını istemiştir. İnsanın estetiğe karşı böyle istidadı olmasaydı, Kur’an-ı Kerim’in o eşsiz belagatına ve şiir güzelliğine gerek olmayacak, cennet ise bol yiyeceklerden, rahat fiziki şartlardan ibaret bir mekan olarak takdim edilecekti. Halbuki Kur’an-ı Kerim’de cennetin estetik cephesi, onun iyi ve faydalı olma özelliklerinden daha ön planda takdim edilmiştir. Hatta cennet, insanın tamamen estetik yönüne hitap etmektedir. Oradaki meyveler insana gıda sağlamak, onun vücudunu geliştirmek, köşkler cennetteki insanı soğuk ve sıcaktan korumak, huriler ise insan neslini çoğaltmak gibi maddi fayda sağlamak için değildir. Fakat bu özellik, şimdiye kadar din bilginlerimizin dikkatini pek çekmemiştir. Keza cehennem sadece kötü değil aynı zamanda çirkindir de.

Kur’an-ı Kerim’de insanın doğuştan sahip olduğu yemek, içmek, uyumak, evlenmek, öğrenmek vb. şeylerde olduğu üzere, güzelliklerden zevk alması, veya bu güzellikleri sesle, renkle, çizgiyle, sözle, hareketle veya çeşitli malzemelerle ifade etmek hadisesi olan sanat hakkında da böyle bir menfi yüküm mevcut değildir. Böylece İslam dinini, insanı bu konuda da çok iyi ve doğru şekilde kavradığı görülmektedir. Sanat ve güzellik, insanda bu kadar köklü bir duygu olduğuna göre, İslam’ın bunu red etmesi tabii ki mümkün değildir.

4. Hz. Muhammed ve Güzellik

Dünya nimetlerinden dünyadaki güzelliklerden faydalanılması gerekliliği, peygamberimiz tarafından sık sık vurgulanmaktadır. Mesela, Nesai’de (Zinet, 54 ) ve Ebu Davud’da (Libas, 14) yer alan, bir hadiste, zengin olduğu halde, çirkin ve değersiz bir elbise giymiş olarak huzura gelen bir kişiye peygamberimiz:

“Allah mal vermişse Allah’ın kerameti senin üzerinde görünsün” demiştir.

Tirmizi’nin (Edep, 41) rivayet ettiği bir hadis ise şöyledir:

“Allah temizdir, temizliği sever, güzeldir, güzelliği sever, merhametlidir, merhameti sever, cömerttir, cömertliği sever. Saçınız varsa temiz tutunuz; Yahudilere benzemeyiniz.”

Müslim’de ise şöyle bir hadis bulunmaktadır:

“Bir gün Peygamber, ‘kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez’ dedi. Bunun üzerine sahabeden birisi:
- “Fakat elbisesinin ve ayakkabısının güzel ve temiz olmasını isterse” diye sorduğunda, Nebi:
- “ Allah güzeldir, güzeli sever; (halbuki ) kibir, hakkı uzaklaştıran ve insanları hakir gösteren şeydir” cevabını vermiştir.”

Bu hadislerden de anlaşılıyor ki, İslam dini estetiğe büyük önem vermekte ve bu estetiğin kaynağını doğrudan doğruya Allah (c.c) a dayandırmaktadır. Bu sebeple peygamberimiz hayatının her safhasında güzelliği arıyor, insanların giyiminde vs. bunlara dikkat etmelerini tavsiye ediyor. Mesela bunlardan bir tanesi şöyledir:

“ O bir gün cenaze merasimine gitti ve mezarın içinde hafif bir kazılış hatası görerek bunun derhal düzeltilmesi gerektiğini emretti. Birisi ona bunun ölüye rahatsız mı edeceğini sordu. Peygamberimiz de: ‘Aslında böyle şeyler ölüyü ne sıkar, ne de ona rahatlık verir, fakat bu, sağ olanların gözlerine güzel görünmek içindir.” Diye buyurdu.

Peygamber yalnız böyle demekle kalmayıp çevresindeki güzellikler karşısında sık sık duygularını dile getiriyordu. Mesela bir defasında aşılı bir fidanı tutup öperek “ keşke ben de senin gibi aşılı bir ağaç olsaydım” demiş, genç hanımı Hz. Aişe’ye de “ Ya Hümeyra” (pembe yanaklı) diye iltifatta bulunmuştur. Yine peygamberimiz, bir defasında Habeşistan’dan gelen ve Medine’deki mescidin avlusunda mızraklarıyla gösteri yapan bir grup Habeşliyi Hz. Aişe ile birlikte seyretmiş, bayramlarda ve düğünlerde çalgı çalınmasını istemiştir. Tabii ki bu düğünlerin, İslam’ın koyduğu yasakları ihlal etmeyen bir biçimde yapıldığına hiçbir şüphe yoktur.

Başta Buhari ve Müslim olmak üzere belli başlı bütün hadis kitaplarında bulunan bir
hadis ise şöyledir:

“ Resulullah (s.a.v.) bir defa Ebu Musa el-Eşari’nin okuduğu Kur’an’ı dinledi ve ona
‘Ey Ebu Musa, sana Davud’a verilen mizmarlardan bir mizmar verilmiştir’ dedi.

Peygamberimizin Kur’an-ı Kerim’in güzel ve insanda tesir bırakacak şekilde okunması için söylediği daha bir çok söz olup Buhari ve Müslim’in rivayet ettiği bir tanesi şöyledir:

“Kur’an’ı seslerinizle süsleyiniz.”

Yine Peygamber Efendimiz, sesinin güzelliğiyle müezzinlerin piri olan Bilal-i Habeşi’nin okuduğu ezandan daha çok etkilenir ve ezanı genellikle onun okumasını isteyerek “ Ya Bilal, kalk bizi ferahlandır” derdi. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) “ Ya Bilal, kalk da ezan oku” demeyip, rakik bir kalbin eseri olarak “kalk bizi ferahlandır” ifadesini kullanması, onun başka bir inceliğini göstermektedir. İşte Peygamberimiz, güzellikler karşısında böyle rakik bir kalbe sahipti. Zaten Kur’an-ı Kerim’in istediği Müslüman modeli de budur. Şu ayet-i kerime bu gerçeği ortaya koymaktadır:

“ Muhakkak ki gerçek müminler, ancak Allah’ın ismi zikredildiği zaman, kalpleri titreyen kimselerdir.” (Enfal, 8)

bütün bu ayet ve hadislerden anlaşıldığına göre, İslam dini, insanın estetik bir dünyasının da bulunduğunu kabul etmektedir.

5. Yaşamda Güzellik

Yaşamda güzellik, kişi ve topluma mutluluk ve huzur veren güzel ve yararlı davranışlar sergilemekle olur. İslam’ın temel amaçlarından biri insanların birbirlerine değer vermelerini ve güzel sözlerle iletişim kurmalarını sağlamaktır. Peygamberimizin sünnetinden, insanları kırmadan hitap edilmesi gerektiğini, hatalar yüze vurulmadan tatlı dille uyarılması gerektiğini öğreniyoruz.

Bütün insanları Allah için sevmek, tatlı dille iletişim kurmak ve güzel sözlerle gönül almak dinimizin gereğidir.dilimizi doğru kullanarak kendimizi daha iyi ifade eder, karşımızdakini daha iyi etkileyebiliriz.

Söz ve davranışlarda güzel ve etkili olanı uygulamaya çalışan insan, mükafatını mutlaka görür. Kur’an-ı Kerim’de doğruluk ve doğru insanlar övülmüştür. Bununla ilgili bir ayette de şöyle buyurulmuştur:

“Rabbimiz Allah’tır deyip sonra doğru olanlar, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” ( Ahkaf, 13-14 )

Hadis-i şerifte de:

“Doğruluk insanı iyiliğe götürür, iyilik de cennete götürür.” buyurulmuştur.

İyi ve güzel iş; bireyin kendisine, çevresine, ailesine ve diğer insanlara yararı olan işler olarak da ifade edilebilir. Örneğin; insanın kendisini geliştirmesi, bilgisini artırması, kötülüklerden
korunması, aklını kullanması, doğru bilgi elde etmek için araştırma yapması kendisi için yapacağı güzelliklerdir. Aile bireylerine karşı sorumluluklarını yerine getirmesi ailesine karşı yapacağı iyi ve güzel davranışlardır.

Kutsal kitabımız, doğru ve güzel işler yapanlara, karşılığında dünya ve ahiret mutluluğunu müjdelemiştir. Bu konuda Kur’an’da:

“İnanıp da güzel işler yapan ve Rablerine gönülden boyun eğenlere gelince, işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada sonsuza kadar kalırlar.” ( Hud, 23 ) buyurulmaktadır.

Bir kişi peygamberimize gelip “Ey Allah’ın Resulü! İslam hakkında bana bir söz söyle ki, artık bu konuda başkasına bir şey sorma ihtiyacı duymayayım” demiştir. Bunun üzerine Peygamberimiz, “ İman ettim, de, sonra dosdoğru ol” buyurmuştur.

İnsanlara faydalı işler yapıp, güzel davranışlar sergileyenler ödüllendirileceklerdir. Doğru ve güzel iş yapanlar toplumun sevgisini ve Allah’ın rızasını kazanırlar. Kur’an-ı Kerim’de:

“ Kadın erkek her kim inanmış olarak iyi iş işlerse ona hoş bir hayat yaşatacağız. Yaptıkları iyi işlerin karşılığını daha güzeli ile ödeyeceğiz.” ( Nahl, 97 )

“ İman edip, iyi iş yapanlara ne mutlu! Varılacak güzel yurtta onlar içindir.”
( Talak, 11 )

Doğru ve faydalı işler yapıp, güzel davranışlar sergileyip, tatlı sözlerle iletişim kurmaya çalışman bireye bunlar, mutlu ve güzel bir dünya ve ahiret yaşamı olarak geri dönecektir.

6. İslam Medeniyetinde Estetik

İslam medeniyetinde estetik deyin aklımıza İslam sanatı gelir. İslam sanatı, varlığı İslam düşüncesi açısından canlandıran bir sanat metodudur. İslam sanatı güzel ile gerçek arasında tam bir uyumun ve ahengin teminini hazırlayan bir sanattır. Çünkü kainatta “güzel”, bir “gerçek”tir. “Gerçek” ise “güzel”in doruğu…Ve işte buradan başlamak üzere, doruğa doğru çıktıkça varlıkta tüm gerçeklerin buluştuğu tepe noktasında din ile sanat buluşurlar.

Milletlerin yükselme devirlerinde insanların kendilerini sanata verdiklerini görürüz.böyle bir cemiyette; köyünde oymacılık yapan halkından, beste yapan şeyhülislam, hattat olan devlet reisine kadar herkes sanatkardır. Çökme ve erime devirlerinde ise; espri ve şehvet dolu eserlerin çoğaldığını, ruhlardaki kabalığın sosyal hayatta da kendisini gösterdiğini müşahede ediyoruz. Sanat eserlerinde ahlaksızların örnek ve önder olarak gösterildiği bahtsız ve sönük bir devirdir bu dönem. Misaller için uzaklara gitmeye gerek yok. Asırlardır cami içindeki süslemeden sofra takımına kadar her şeyini bir ruh düzeni içinde işleyen milletimizin bugünkü durumuna bakmak kafidir herhalde.

Estetiği Allah için, beşeriyetin tekamülü için kullanmasını bile Dede Efendi, Itri, Mimar Sinan, Şeyh Galip, Şeyh Hamdullah, Rakım gibi büyük sanatkarların bu anlayışla büyük eserler verdikleri, asırlardır kütleleri dini vecd içinde Allah’a yaklaştırdıkları muhakkaktır.

Bugün bestelenmiş gibi hala coşkunlukla söylenen Tekbir, Salat, Allah’ı arayan ruhun ilahi güzellik karşısında duyduğu hayranlığın ifadesinden başka ne olabilir? Önünde küçüldüğümüz, çoklukta birliği ifade eden Süleymaniye, Sultan Ahmet gibi mehabetli camiler… bizi secdeye, bizi umut dolu duaya davet etmiyorlar mı?

Görülüyor ki, sanat milletlerin hayatında duygu ve düşünce birliği sağlayan önemli bir unsurdur. Mevlana ve Yusuf Emre gibi dehalar , ruhlarının serhatlerinden kopup gelen feryatları, zevkleri, güzellikleri beşer kulağına fısıldayarak kütleleri arkalarından sürüklemişler, dirliği ve düzeni bozulmuş cemiyetlerde tefekkür ve iman birliği sağlamışlardır.

İslam dini başlangıçtan beri sanatın başka dallarına, özellikle heykel ve resime karşı tavır takınmış, dini olsun ya da olması, figüratif resme, putperestliği yeniden canlandırabileceği düşüncesiyle belirgin biçimde karşı çıkmıştır. Bütün semavi dinler de sanatı yasaklamamış, sanatın insanlar aleyhinde kullanılmasına ya da insanları yersiz inanışlara taşımasına karşı çıkmış tapınılan putlarla mücadele etmiştir. İslam dini de böyledir. Onun yasakladığı “sanat” değil, “put”tur. Bu yasaklama, sanatı köreltip zayıflatmamış, aksine gerçek sanatın gelişmesine ve yayılmasına sebep olmuştur. İnsan zekasını somuta hapsolmaktan kurtarmış, ona mücerretin engin ufkunu açmıştır.


Bu nedenle İslam sanatı dekoratif sanatlara yönelmiştir. Ama bu öyle parlak ve büyüleyici, öyle özgün, öyle ritim duygusu içinde yüzen eserlerin ortaya çıkmasına imkan vermiştir. Bunlar İslam sanatının en değerli ürünleri olmuş ve Batı dünyası her zaman kıskançlıkla karşılamış, bir masal dünyasına bakar gibi hayranlıkla seyretmiştir.

Mimari, musiki, tezhip ve hat gibi sanatlarımız, dünyaya parmak ısırtmıştır. Bu sanatlarımız beşeri olduğu kadar ilahidir. Bu sanat kolları, tevhit merkezinden hareket etmiş, birlikçi bir karakter taşıdığından, temeli ve felsefesi kadar tafsilat ve teferruatında hep o tevhit anlayışını ilan ve ihya etmiştir.

Bir din en iyi ifadesini sanatla bulur. Kendisini en iyi sanatla ifşa eder. Sanatın bilhassa tasavvuf çevrelerinde gelişmiş olması tesadüf değildir. İslam’ı sanat ve estetikten soyutlamanın ne dini bir kaynağı vardır, ne de bundan sanat ve dinin bir kazancı olabilir? Tam tersine bundan din de, sanat da, insanlık da zararlı çıkar.

Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmalısınız!!!! Ücretsiz Üye Olmak İçinTıklayın

Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmalısınız!!!! Ücretsiz Üye Olmak İçinTıklayın

Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
25-02-2009, 05:58 PM (Bu Mesaj 25-02-2009 05:59 PM Değiştirilmiştir. Değiştiren: kralxxx.)
Mesaj: #4
kralxxx Çevrimdışı
<<darKRock>>
*******
Mesajlar: 296
Katılma Tarihi: Nov 2008
Rep Puanı: 30
RE: ödéw yaRdım :)

film indir

Buda Benden


Evrenimizi, içinde yer aldığımız Samanyolu Galaksisi'ni, Güneş Sistemimizi ve üzerinde yaşadığımız Dünya gezegenini kuşatan sayısız kanun, denge ve ölçü vardır. Bu kanun, denge ve ölçülerin her biri insan yaşamına imkan sağlayacak -mucizevi- bir biçimde, özel olarak hesaplanmış ve düzenlenmişlerdir. Evrenimizi detaylı olarak incelediğimizde en temel kozmik kanunlardan, en kritik fiziksel değerlere, en küçük dengelerden en ince hesaplara kadar herşeyin ayrı ayrı son derece hassas ölçülere göre ayarlanmış olduklarını görürüz.

Evrenin genişleme hızından Dünya'nın Samanyolu Galaksisi'ndeki konumuna, Güneş'in yaydığı ışığın cinsinden suyun akışkanlık değerine, Ay'ın Dünya'ya olan uzaklığından, atmosferdeki gazların oranına kadar burada sayamadığımız sayısız faktör, insan yaşamının var olması için en ideal ölçülerde ayarlanmışlardır. Öyle ki bu sayısız faktörden sadece birindeki en ufak bir sapma dahi evrende canlı yaşamının asla var olmaması anlamına gelecekti.

Gerçekten de, evrende insanoğlunun var olması ve yaşamını sürdürmesi için gereken şartların her biri, "tek tek" birer mucize niteliğindedir. Gereken milyonlarca şartın bir araya gelmesi ise uçsuz bucaksız bir "mucizeler zinciri" oluşturur. Bir şeyin mucize olması ise, elbette Allah'ın varlığının ve üstün aklının delillerindendir. Kusursuz bir uyuma ve mükemmel bir tasarıma sahip olan evren, Allah'ın eşsiz ilmini ve kudretini bize tanıtır.

Evrenin Genişleme Hızındaki Mucizevi Ölçü

Evrenin genişleme hızı, evrenin şu anki yapısının oluşabilmesi açısından son derece kritik bir değere sahiptir. Eğer genişleme hızı çok az daha yavaş olsaydı, bütün evren, daha Güneş Sistemleri tam anlamıyla düzenlenemeden tekrar içine çökmüş olacaktı. Eğer evren biraz daha hızlı genişliyor olsaydı, madde ne galaksileri ne de yıldızları bir daha asla oluşturamayacak biçimde boşlukta dağılıp gidecekti. Her iki durum da, canlılığın ve bizlerin var olamaması anlamına geliyordu.

Ancak bunların hiçbiri gerçekleşmemiş ve evrenin genişleme hızının sahip olduğu son derece hassas değer sayesinde şimdiki evren ortaya çıkmıştır. Peki, bu denge ne kadar hassastır?

Avustralya'daki Adelaide Üniversitesi'nden ünlü matematiksel fizik profesörü Paul Davies, bu soruyu cevaplamak için uzun hesaplar yapmış ve inanılmaz bir sonuca ulaşmıştır Davies'e göre, kainatın yaratıldığı büyük patlamanın ardından gerçekleşen genişleme hızı eğer milyar kere milyarda bir oranda (1/1018) bile farklı olsaydı, evren ortaya çıkamazdı. Milyar kere milyarda bir ifadesi rakamsal olarak şöyle yazılır:

"0,00000000000000000 1".

Yani bu derece astronomik küçüklükte bir farklılık dahi evrenin var olamaması demekti. Bu nedenle Big Bang herhangi bir patlama değil, her yönüyle çok iyi hesaplanmış ve düzenlenmiş bir oluşumdur.

Gök Cisimlerinin Aralarındaki Mesafeler

Dünya gezegeni, bildiğimiz gibi Güneş Sistemi'nin bir parçasıdır. Güneş Sistemi ise, kusursuz bir planın ve mükemmel dengelerin bulunduğu bir mekandır. Güneş'in çapı, Dünya'nın çapının 103 katı kadardır. Bunu bir benzetmeyle açıklayalım: Eğer çapı 12.200 km olan Dünya'yı bir misket büyüklüğüne getirirsek, Güneş de bildiğimiz futbol toplarının iki katı kadar büyüklükte yuvarlak bir küre haline gelir. Asıl ilginç olan, aradaki mesafedir. Gerçeklere uygun bir model kurmamız için, misket büyüklüğündeki Dünya ile top büyüklüğündeki Güneş'in arasını yaklaşık 280 metre yapmamız gerekir. Güneş Sistemi'nin en dışında bulunan gezegenleri ise kilometrelerce öteye taşımamız gerekecektir.

Gök cisimlerinin uzaydaki dağılımı ve aralarındaki bu devasa boşluklar Dünya'da canlı hayatının var olabilmesi için zorunludur. Gök cisimleri arasındaki mesafeler Dünya'daki yaşamı destekleyecek biçimde pek çok evrensel güçle uyumlu bir hesap içinde düzenlenmiştir. Bu mesafeler, gezegenlerin yörüngelerini hatta varlıklarını doğrudan etkiler. Bu mesafeler biraz daha az olsaydı, yıldızlar arası kütle çekim güçleri gezegenlerin yörüngelerini kararsız hale getirecekti. Bu kararsızlık ise gezegenlerde çok uç sıcaklık değişimlerine yol açacaktı. Eğer uzaklıklar biraz daha fazla olsaydı, süpernovalarla uzaya fırlatılan ağır elementlerin dağılımı çok seyrek olacak ve Dünya gibi dağlık gezegenler oluşamayacaktı.

Yıldızlar arasındaki şu an var olan boşluklar bizimki gibi bir gezegen sisteminin var olabilmesi için en ideal mesafeye sahiptir. Kısacası evrendeki gök cisimlerinin dağılımı, insanın yaşamı için tam olması gereken ölçülerdedir. Aynı şekilde evrendeki dev boşluklar da, rastgele ortaya çıkmamışlardır; amaçlı bir yaratılışın sonucudurlar. (Harun Yahya, Evrenin Yaratılışı)

Aklın Sınırlarını Zorlayan İhtimal

Bize hayat imkanı veren böyle bir evrenin, bütün fiziksel değişkenler düşünüldüğünde tesadüfen oluşması ihtimali ne kadardır? Bu ihtimal milyar kere milyarda bir mi? Ya da trilyar kere trilyar kere trilyar ihtimalde bir mi? Yoksa daha da küçük bir sayı mı?

Prof. Roger Penrose 'e göre bu ihtimal şudur: 10123 'de bir ihtimal! Bu sayının ne anlama geldiğini düşünmek bile zordur. Matematikte 10123 şeklinde yazılan bir rakam, 1 sayısının yanına 123 tane sıfır gelmesiyle oluşur. (Bu evrendeki tüm atomların sayısının toplamından, yani 1078'den bile büyük, son derece astronomik bir sayıdır.) Matematikte 1050'de 1'den daha küçük olasılıklar ise "sıfır ihtimal" sayılır. Ama sözünü ettiğimiz sayı, 1050'de 1'in trilyar kere trilyar kere trilyar katından bile çok daha büyüktür. Kısacası bu sayı bizlere, evrenin tesadüfle açıklanmasının kesinlikle imkansız olduğunu göstermektedir

İçinde yaşadığımız evrenin varoluşu ile ilgili matematiksel olarak tanımlanamayacak kadar yüksek sayıda ihtimal içinden, tam olması gereken ihtimalin en mükemmel şekilde oluşmuş olması, yaratılışın apaçık delillerindendir. Kuşkusuz böyle kusursuz bir evrende yaşıyor olmamız, kör tesadüflerin ya da şuursuz atomların aldıkları kararların, oluşturdukları düzenin bir eseri olamaz. Tüm kainat, canlı ve cansız varlıklarla birlikte Alemlerin Rabbi olan Allah'ın eşsiz ilmini ve sonsuz gücünü kanıtlar.


Evrenin Yaratılışındaki Mucize Örnekleri

PATLAMAYLA GELEN İNANILMAZ DÜZEN

İçinde yaşadığımız evrenin yaklaşık 15 milyar yıl önce tek bir noktada meydana gelen büyük bir patlama ile ortaya çıktığı ve genişleyerek şimdiki şeklini aldığı, bugün bütün bilim dünyasının onayladığı bir gerçektir. Uzay boşluğu, galaksiler, gezegenler, Güneş, Dünya, kısaca evreni oluşturan tüm gök cisimleri, "Büyük Patlama" ya da diğer adıyla "Big Bang" adı verilen bu patlama sonucunda meydana gelmiştir.

Burada çok büyük bir sır vardır: Big Bang bir patlama olduğuna göre, beklenmesi gereken, bu patlamanın ardından maddenin atomlar ya da atom altı parçacıklar halinde uzay boşluğunda "rastgele" dağılması olacaktır. Fakat öyle olmamış, tam aksine, son derece sistemli ve düzenli bir evren ortaya çıkmıştır. Bu rastgele dağılan maddenin evrenin belirli noktalarında birikip galaksileri, yıldızları ve yıldız sistemlerini oluşturması bilim adamlarının benzetmesiyle, "bir buğday ambarına atılan el bombasının, buğdayları toplayıp, düzenli balyalara sarıp üst üste istiflemesi" kadar hatta bundan çok daha "olağanüstü" bir durumdur.

Big Bang teorisine uzun yıllar karşı çıkmış olan Prof. Fred Hoyle, bu durum karşısında duyduğu şaşkınlığı şöyle ifade eder:

Big Bang teorisi evrenin tek ve büyük bir patlama ile başladığını kabul eder. Ama bildiğimiz gibi patlamalar maddeyi dağıtır ve düzensizleştirirler. Oysa Big Bang çok gizemli bir biçimde bunun tam aksi bir etki meydana getirmiştir: Maddeyi birbiriyle birleşecek ve galaksileri oluşturacak hale getirmiştir. 5

Elbette ki evrenin tüm maddesini içeren böyle muazzam bir patlamadan sonra bu derece hassas dengeler üzerine kurulu bir sistemin ve düzenin oluşması ancak "mucize" tanımıyla açıklanabilir. Astrofizikçi Alan Sandage da bu gerçeği şöyle ifade etmektedir:

Böyle bir düzenin kaostan gelmiş olduğunu oldukça imkansız buluyorum. Tanrı'nın varlığı benim için bir sırdır, fakat varlık mucizesinin de tek açıklamasıdır. 6

Bilim adamlarının da ifade ettiği gibi, bir patlama ile birlikte atomların en uygun şekillerde biraraya gelmeleri, sonsuz düzenlilikteki evreni, evrenin içindeki milyarlarca yıldız barındıran milyarlarca galaksiyi, trilyonlarca gök cisimleri arasındaki hiçbir aksaklık barındırmayan dengeyi oluşturması büyük bir mucizedir. Bu mucizeyi gerçekleştiren ve bizlere gösteren sonsuz kudret sahibi Allah'tır:

Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. (Furkan Suresi, 2)


EVRENİN GENİŞLEME HIZINDAKİ MUCİZE ÖLÇÜ

Evrenin genişleme hızı evrenin şu anki yapısının oluşabilmesi açısından son derece kritik bir değere sahiptir. Eğer genişleme hızı çok az daha yavaş olsaydı, bütün evren, daha güneş sistemleri tam anlamıyla düzenlenemeden tekrar içine çökmüş olacaktı. Eğer evren biraz daha hızlı genişliyor olsaydı, madde ne galaksileri ne de yıldızları bir daha asla oluşturamayacak biçimde boşlukta dağılıp gidecekti. Her iki durum da canlılığın ve bizlerin var olamaması anlamına geliyordu.

Ancak bu ikisi de olmamış, evrenin genişleme hızının sahip olduğu son derece hassas değer sayesinde şimdiki evren ortaya çıkmıştır. Peki bu denge ne kadar hassastır?

Avustralya'daki Adelaide Üniversitesi'nden ünlü matematiksel fizik profesörü Paul Davies, bu soruyu cevaplamak için uzun hesaplar yapmış ve inanılmaz bir sonuca ulaşmıştır: Davies'e göre, Big Bang'in ardından gerçekleşen genişleme hızı eğer milyar kere milyarda bir oranda (1/1018) bile farklı olsaydı, evren ortaya çıkamazdı. Milyar kere milyarda bir ifadesini rakamsal olarak şöyle yazabiliriz: "0,000000000000000001". Yani bu derece astronomik küçüklükte bir farklılık dahi evrenin var olamaması demekti. Davies bu sonucu şöyle yorumlar:

Hesaplamalar evrenin genişleme hızının çok kritik bir noktada seyrettiğini göstermektedir. Eğer evren biraz bile daha yavaş genişlese çekim gücü nedeniyle içine çökecek, biraz daha hızlı genişlese kozmik materyal tamamen dağılıp gidecekti. Bu iki felaket arasındaki dengenin ne kadar "iyi hesaplanmış" olduğu sorusunun cevabı çok ilginçtir. Eğer patlama hızının belirli hale geldiği zamanda, bu hız gerçek hızından sadece 1/1018 kadar bile farklılaşsaydı, bu gerekli dengeyi yok etmeye yetecekti. Dolayısıyla evrenin patlama hızı inanılmayacak kadar hassas bir kesinlikle belirlenmiştir. Bu nedenle Big Bang herhangi bir patlama değil, her yönüyle çok iyi hesaplanmış ve düzenlenmiş bir oluşumdur. 7

Evrenin başlangıcındaki bu muhteşem denge, ünlü Science dergisindeki bir makalede ise şöyle ifade edilir:

Eğer evrenin yoğunluğu bir parça daha fazla olsaydı, o zaman Einstein'ın genel görecelik kuramına göre evren, atomik parçacıkların birbirini çekme kuvvetleri dolayısıyla bir türlü genişleyemeyecek ve tekrar küçülerek bir noktacığa dönüşecekti. Eğer yoğunluk başlangıçta bir parça daha az olsaydı, o zaman evren son hızla genişleyecek, fakat bu takdirde atomik parçacıklar birbirini çekip yakalayamayacak ve yıldızlarla galaksiler hiçbir zaman oluşamayacaktı. Doğaldır ki biz de olmayacaktık! Yapılan hesaplara göre, evrenimizin başlangıçtaki gerçek yoğunluğu ile ötesinde oluşması imkanı bulunmayan kritik yoğunluğu arasındaki fark, "yüzde birin bir kuvadrilyonu"ndan azdır. Bu, bir kalemi sivri ucu üzerinde bir milyar yıl sonra da durabilecek biçimde yerleştirmeye benzer... Üstelik, evren genişledikçe, bu denge daha da hassaslaşmaktadır. 8

Stephen Hawking de, her ne kadar evrenin kökenini rastlantılarla açıklamaya çalışsa da, 'Zamanın Kısa Tarihi' isimli kitabında evrenin genişleme hızındaki bu olağanüstü dengeyi şöyle kabul eder:

Evrenin genişleme hızı o kadar kritik bir noktadadır ki, Big Bang'ten sonraki birinci saniyede bu oran eğer yüz bin milyon kere milyonda bir daha küçük olsaydı evren şimdiki durumuna gelmeden içine çökerdi. 9

Big Bang için, "şişen evren modeli" (inflationary universe model) nin teorisyeni olan Alan Guth ise geçtiğimiz yıllarda evrenin genişlemesindeki ince ayarla ilgili çok daha akıl almaz bir sonuç hesaplamakta ve evrenin genişleme hızının 1055 te 1'lik bir hassasiyette ayarlanmış olduğunu belirtmektedir. 10

Peki bu denli olağanüstü bir denge neyi göstermektedir? Elbette böyle hassas bir ayarlama tesadüfle açıklanamaz ve bilinçli bir tasarımı ispat eder. Paul Davies, gerçekte materyalist yaklaşımı benimseyen bir fizikçi olmasına karşın, bu gerçeği şöyle kabul etmektedir:

Çok küçük sayısal değişikliklere hassas olan evrenin şu andaki yapısının, çok dikkatli bir bilinç tarafından ortaya çıkarıldığına karşı çıkmak çok zordur... Doğanın en temel dengelerindeki hassas sayısal dengeler, kozmik bir tasarımın varlığını kabul etmek için oldukça güçlü bir delildir. 11

Görüldüğü gibi, bilimin ortaya koyduğu kesin sonuçlar Paul Davies'i her ne kadar kendisi materyalist de olsa, evrenin bilinçli bir şekilde tasarlanmış olduğu, diğer bir deyimle yaratılmış olduğu gerçeğini ister istemez kabul etmeye yöneltmiştir.

[Resim: rockbbban6.jpg]



[Resim: gggw.gif]

Web Sayfasını Ziyaret Edin Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Sayfa (2): 1 2 Sonraki »
Cevapla  Konu Gönder 


Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Görüntüleyenler: Son Mesaj
  (sunum için yardım)sillyon antik kenti hakkında bilgi kralxxx 0 219 23-04-2009 11:01 AM
Son Mesaj: kralxxx

  • Yazdırılabilir Bir Sürümü Görüntüle
  • Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
  • Bu Konuya Abone Ol
Forum Atla:


İletişim | film indir | Yukarıya dön | İçeriğe Dön | Hafifleştirilmiş Sürüm | RSS Beslemesi

Türkçe Çeviri: MyBB Türkiye
üretici: MyBB, © 2002-2010 MyBB Group. Bu Bir ©iriturli.com Kuruluşudur. | film indir | koxp DvdRip Film indir, Tek Link Film indir, Türkçe Dublaj Film indir, Film indir, Divx Film indir, HD Film indir, Full Film indir